tehlikeli oyunlar / II. dul kadın

işte ondan sonra, kardeşim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu; belki de ilköfkelerimi bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü, bütün gücüme rağmenoyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyormusun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyunoynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarınınrüyalarını görmemeliydim. Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onlarınbütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendinibeğenmişliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum. Onlarıkıskanıyordum, onları beğenmiyordum. Oynadıkları oyunu hiçanlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum.

Bazı sözler vardır, oğlum Hidayet, insan onlarsız edemez. Ölü noktaya
gelmiş olan bir oyun, onlarla birden canlanır; akıcı, sürükleyici bir duruma
gelir. Cümlelerin üstüne bir ağırbaşlılık gelir; seyredenler, neden olduğunu
bilmeden, birden duygulanır. Oysa, insan kendisine ait gizli bir kötülüğü, can
sıkıcı bir küçüklüğü farketmiştir tam o sırada; içinden, yüzünü buruşturur.
Fakat, oyunu, ne pahasına olursa olsun sürdürmek gerekmektedir; oyunun
kuralı budur. Bu yüzden, daha önce yaratmış olduğu etkiden yararlanır:
«Bana bunu yapamazlardı, artık devam edemeyeceğimi anlıyordum,» gibi,
başı ve sonu olmayan sözler mırıldanır. Ya da «Neredeyse ağlıyacaktım,»
diye sızlanır ya da okumuş olduğu kitaplardan yararlanır kimseye belli
etmeden. Onlardan, işine geldiği gibi ters anlamlar çıkarır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir